BENİ KİME SORDUN?


     Bazen çok iyi biriyim. Olması gerekenden bile çok iyi. Ruhumun mevsimleri var; bazen baharın en cömert iyiliğiyle açıyorum çiçeklerimi, bazen de yaprak döküp 'az iyi' bir kışa bürünüyorum. Kötülükle hiçbir zaman kol kola girmedim, yolumu o karanlık sokaklardan geçirmedim belki ama her nefs gibi kötülüğü tatmak istediğim zamanlar oldu. İyilik ve kötülük arasındaki o ince çizgide yürürken, aslında sadece kusurlu ve gerçek bir insan olmanın doğasını yaşıyorum.
      İnsan, canı yandığında can yakmak; haksızlığa uğradığında adaleti kendi elleriyle, ama karanlık bir yerden dağıtmak ister. Dünyanın size en büyük kötülüğü yapma 'lisansını' verdiği o anlar vardır; hani herkesin 'ne yapsa haklıdır' dediği o eşik. İşte ben, tam o noktada durdum. En kötü olmaya en çok hakkım olan zamanlarda, inadına daha iyi oldum. Ah bir bilsen ne zor bu! İçin söküle söküle iyi olmak!
     Nihayetinde, herkesin anlattığı hikâye kendi bakış açısının rengine boyanmıştır. Beni bana sorma; çünkü insanın kendine tuttuğu ayna her zaman biraz pusludur. Beni hiç sevmeyene sor; Neler anlatır sana kim bilir, işte ben o kadar kötüyüm. Ama beni çok sevene de sor; onun gözlerindeki o harika, o kusursuz insanı da tanı. İnsan, bakılan her gözde yeniden inşa edilen bir gölgedir aslında. Peki ya sen? Seni soralım mı? Hayır, senden bana ne... Başkalarının hakkımda ne düşündüğü, hangi terazide beni tarttığı artık yorgun ruhumun meselesi değil. Ben artık aynaları da, dilleri de bir kenara bıraktım. Beni ne sevmeyenlerin nefreti, ne de sevenlerin lütfu tam olarak anlatabilir. Beni sorsunlar sadece Rabbime. Çünkü insanın son durağı da, tek gerçek tanığı da ancak O'dur