İşte tam da burası güzel anılar köşesi. Hani bakıp bakıp da içimizi ısıttıklarımız. Şurası tozlu raflar; hatırlamak istemediklerimizi sakladığımız o karanlık bölme. Ve şurası... Şurası da pişman olduklarımız. "Ama ben asla pişman olmam ki!" diyerek o mağrur kaşını kaldırma hemen, hadi itiraf et. Bal gibi de pişman olur insan. Hayat bu; gün gelir "Onu öyle yapmasaydım," der, gün gelir "O sözü öyle söylemeseydim," diye fısıldar sessizliğe. Onu oraya koymasaydım keşke; kalbimin en hassas, en korunmasız yerine değil mesela..." diye hayıflanır. İşte tam da bu yüzden, bugün o kaldırmaktan çekindiğin kaşları biraz indirelim ve hafızamızın o en kuytu, en can acıtan köşesine, pişmanlıklarımıza doğru bir yolculuğa çıkalım.
Hücrelerine kadar kırılıyor bazen insan. Eğer mümkün olsaydı, onu gönlümün milyarlarca hücre uzağına sürgün edebilseydim, hayat elbette bu kadar acıtmaz, bu kadar can yakmazdı. Ama yapamadım. İnsan bazen yaşarken de ölür; fiziken nefes alırken ruhunun bir yerlerde toprağa verildiğini hisseder. Bir keresinde yine böyle "öldüğümde", o enkazın içinden yürürken eski kendimden biri çıkmıştı karşıma; geçmişin tozlu sayfalarından fırlamış, eski bendim işte. Onu tanımadığıma yemin edemezdim, çünkü gözlerimin içine bakan o siluet beni çok iyi tanıyordu. Kendi geçmişimin karşımda hortlaması gibiydi; yüzleşmekten kaçtığım, öldü sandığım o eski "ben", sanki yarım kalmış bir pişmanlığın hesabı gibi tam karşımda duruyordu. İnsanın hayatta en zorlandığı an, işte o an herhalde: Kendini en bitkin, en tükenmiş hissettiğin anda, geçmişteki o güçlü ya da saf halinle göz göze gelmek ve aynadaki o yabancıya aslında ne kadar aşina olduğunu fark etmek...
Öyle oluyor işte... Gün geliyor, kendi hayatının başrolü olduğunu unutup bir sinema koltuğuna oturuyorsun sanki; bir fragman gibi düşüyorsun kendi önüne. Sahnede yine sen, fonda yine senin hikayen... Pişmanlıklarıyla, ruhsal ölümleriyle ve o hortlayan eski halleriyle koskoca bir ömür akıp geçiyor gözlerinin önünden. Ama perde kapanırken, o hırpalayıcı fragman bittiğinde elinde kalan tek şey yine o ilk başta durduğun yer oluyor. Bak, tüm fırtınalara rağmen şurası hala güzel anılar köşesi. Hep hatırlamak istediklerimden.Hayat ne kadar hırpalarsa hırpalasın, ne kadar can yakarsa yaksın; heybemde ne varsa unutup hep hatırlamak istediklerimden inşa ettim ben bu köşeyi. Çünkü insan, o kırılan milyarlarca hücresini ancak o güzel anıların sıcaklığıyla yeniden iyileştirebiliyor. Sizin de fragmanınız hangisi olursa olsun, günün sonunda yüzünüzü döneceğiniz o güzel köşeniz hep baki kalsın.