‘Bir toz bulutuydu bıraktım ardımda’ diyerek başlar gerçek bir gidiş; geçmişin tüm belirsizliğini geride bırakmanın ve o ağır dumanın içinden sıyrılıp kendi yolunu çizmenin ilk adımıdır bu. Koşuyorum, koşuyorum çok koşuyorum ayaklarım ağrımaktan iflas ediyor ama bu senin bildiğin ağrılardan değil . Bir amaca, bir ideale ya da kendi hakikatine koşanların, yorulurken yeniden doğduğu o eşsiz bedeldir. ‘Hey sen sakın boğulma’ diyen o derin dayanışma çağrısı, diğer yanda ise durmaksızın devam eden bir süreç. Hem herkes bildiği kadarından mesul sakın unutma!
Kalkıyorum ayağa fırlıyorum yerimden ya da ikisinden biri, ey gök sana sarılmak bu kadar güzelken sana gelmek neden böyle korkutucu. Sonsuzluğa duyulan o derin özlem ile faniliğin yarattığı dehşet arasındaki ince çizgideyim. Modern dünyanın tozu toprağı arasında kaybolmamak için doğuştan yüklenmiş insan donanımlarım ile "her an güncellemene muhtacım ey Rabb". İçime yarılan boşluklardan bir yol arıyorum, karışık rüyalarıma bir hâl.Çünkü yol, düzlüklerde değil, ancak o yarılan boşlukların, o sancılı kırılmaların arasından sızan ışıkla bulunur. İnsan, sadece yürüyen bir gövde değil, sürekli güncellenen, koştukça arınan ve sancısıyla var olan bir manadır.
Ve ay, sen neden inadına gözüme giren? serzenişi, aslında kaçacak yerin kalmadığının, o ilahî projektörün en mahrem yaralarımıza kadar sızdığının itirafıdır. Bir kara taşın dudaklarımdan kalbime uzattığı merhem, Belki Hacerü'l-Esved'e bir selam, belki de toprağın o soğuk ama iyileştirici suskunluğu. Yine de hayat, o muzip soruyu sormadan bırakmıyor yakamızı: bu da mı gol değil? Bu kalecisiz penaltı, her şeye rağmen direkten dönmekte. Bir hikmeti var, bir sırrı çözemeyen aklım, yo yo yo yeteri kadar aklanmadım. Müebbet yemiş bir ömrün bakılması yasak yerlerinde bulduğum su ve ben hep susuz. Bakılması sevap yerlerinde bıraktım ruhu.

