Her pazartesi gazete köşemizde sizlerle buluşurken aslında hızla geçen zaman tünelinin içinde birbirimize selam veriyoruz. Takvim yaprakları adeta rüzgara kapılmış birer yaprak gibi bizden bağımsız olarak savrulurken geçen hafta yazdığım cümlelerin mürekkebi daha henüz kurumamış gibi gelirken ‘daha dün gibi’ dediğimiz anların üzerinden yıllar geçmiş olması her birimiz için düşündürücü bir gerçek. Sahi bu zamanın hızı neye göre belirleniyor ve değişiyor? Çocukken bitmek bilmiyor gibi gelen yaz tatilleri şimdiler de neden bir göz açıp kapatma kadar kısa geliyor? Öyleyse Einstein’ın izafiyet teorisini laboratuvarlarda aramaya gerek yok çünkü sevdiğiniz bir insan ile geçirdiğiniz zaman ile dişçi koltuğunda geçirmiş olduğunuz o 5 dakika zaman dilimi asla aynı değil.
Aslında Einstein izafiyet teorisinde haklıydı; zaman bükülür. En çok da biz mutlu olduğumuzda kısalır, acı çektiğimizde ise ucu bucağı görünmeyen bir yola dönüşür." Değişen zaman değil bizim ona yüklemiş olduğumuz anlamlar. İçinde bulunduğumuz modern dünya bizi öyle bir çaba içerisine soktu ki yoldaki manzarayı izlemek yerine varacağımız yerin telaşına düşüyoruz. Bir sonraki güne bir sonraki ana odaklanırken ‘şu an ‘ dediğimiz gerçekliği avuçlarımızın arasından bırakıyoruz. Saniyeler hızla dakikaları kovalarken bazen bir çocuğun gülümsemesine sebep olmak, bir çiçeğin büyümesini sağlamak ve derin bir nefes alarak anda kalmak gerek. Akıp giden zamanı durdurmak mümkün olmadığına göre o saniyeler içine ne sığdırdığımıza odaklanmalıyız.
Biz zamanı değil aslında zaman bizi harcıyor. Her sabah uyandığımızda bize sunulan 24 saatlik zaman dilimini hiç bitmeyecek bir sermaye gibi savuruyoruz. Oysa baktığınız zaman aslında her saniye geri dönüşü olmayan bir veda cümlesi değil midir? Öyleyse bu hafta akıp giden zamanın hesabını tutmak yerine o zamanın içine ne sığdırabildiklerimize bakalım. Günün sonunda bize kalacak olan o yaşadığımız anların güzelliğidir. Zaman akıp giderken, ‘Bizim Aksu’da’ her pazartesi bir cümlede durup dinlenmek dileğiyle...

