Ayrılık ve boşanma süreçleri, yetişkin dünyasında her ne kadar duygusal bir ortaklığın sonu olarak kabul edilse de, çocuk dünyasında anlamı çok daha derindir. Yetişkinler kararlarını rasyonel temellere oturtmaya çalışırken, çocuk için bildiği, güvendiği, sığındığı o tek güvenli liman, yani "aile yuvası" kökünden sarsılmaktadır. Bu keskin virajda ailelerin karşılaştığı en büyük yanılgı, evlilik bağı bittiğinde ebeveynlik bağının da otomatik olarak zedeleneceği düşüncesidir. Oysa yollar ayrılsa bile, çocukların ruh sağlığını, geleceğe dair güven duygusunu ve iç huzurunu korumanın yegane yolu, anne ve baba arasında yıkılmaz bir "Ebeveynlik Köprüsü" inşa etmekten geçer.
Modern toplumlarda, çocuk odaklı bir ayrılık yönetimi artık lüks bir rehberlik alanı değil, her ailenin üzerinde hassasiyetle durması gereken temel bir ihtiyaçtır. Ne yazık ki pratik dünyada, anne ve babanın kendi aralarında yaşadığı krizler, kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları o kadar baskın hale gelir ki, sürecin esas öznesi olan çocuk, bu fırtınanın tam ortasında yapayalnız kalır. Yetişkinlerin yaşadığı çatışmaların faturası, farkında olunarak ya da olunmayarak, doğrudan çocuğun o hassas ruh dünyasına kesilir.
Ayrılık sonrasında aile içi dinamiklerde sıkça düşülen en büyük tuzak, çocuğun anne ve baba arasında bir iletişim kanalı, bir mesaj taşıyıcı ya da daha da kötüsü bir sadakat testine tabi tutulmasıdır. Ebeveynlerin birbirine duyduğu öfke ve sitem, çocuğun hem anneyle hem de babayla kurması gereken sağlıklı bağın önüne görünmez ama aşılması imkansız duvarlar örer. Çocuk, annesini severken babasına, babasını severken annesine ihanet ediyormuş hissiyatına kapıldığı an, hayatının en büyük travmasını yaşamaya başlar. Bir çocuk için anne ve baba, dünyayı anlamlandırdığı, kendini güvende hissettiği iki ana sütundur. Bu sütunlardan birinin diğeri tarafından karalanması, değersizleştirilmesi ya da yok sayılması çocukta derin bir aidiyet krizine ve temel güven duygusunun zedelenmesine yol açar. Ortak ebeveynlik dediğimiz kavram tam da burada devreye girer. Ortak ebeveynlik; eş olma ilişkisi bitse dahi, kişisel tüm kırgınlıkları, egoları ve hesaplaşmaları bir kenara bırakarak, sadece ve sadece çocuğun üstün yararı için ortak bir dille, ortak bir vizyonla hareket edebilme becerisidir.
Bu modelin pratik dünyada hayata geçmesi için ilk ve en kritik adım, yetişkinler arasındaki iletişim dilinin radikal bir şekilde değişmesidir. Günlük yaşamdaki en büyük hata, çocuğun yanında diğer ebeveyni eleştirmek, suçlamak ya da onu bir araç olarak kullanmaktır. Ebeveynler arasındaki iletişim, çocuğun gözü önünde gerginlikten uzak, net, mesafeli ama mutlak bir saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Bununla birlikte, çocuk için her iki evde de "istikrar ve tutarlılık" hissinin yaratılması gerekir. Çocuğun hayatındaki düzenin, kuralların ve rutinlerin her iki ebeveynin evinde de paralellik göstermesi şarttır. Uyku saatlerinden teknoloji kullanım sürelerine kadar temel konularda ortak kararlar almak ve bu kararlara sadık kalmak, çocuğun yeni hayat düzenine adaptasyonunu hızlandırır. Çocuk bilmelidir ki; anne ve babanın evleri ayrılsa da, onun üzerindeki sevgi, koruma ve disiplin birliği tek bir merkezden, ortak bir kararlılıkla devam etmektedir.
Sonuç olarak, çocukların dünyasında bu köprüyü ne kadar sağlam inşa edersek, onların gelecekteki yetişkinlik ilişkilerini, özgüvenini ve hayata karşı duruşunu da o denli güçlü şekillendirmiş oluruz. Ayrılık sonrasında çocukların sergilediği hırçınlık, öfke veya içine kapanma gibi tepkiler birer davranış bozukluğu değil, içsel kaygının dışa vurumudur. Bu süreçte çocuğa "Biz ayrıldık ama seni asla terk etmeyeceğiz, senin bu durumda hiçbir suçun yok" mesajı hem sözlerle hem de davranışlarla durmaksızın verilmelidir. Kişisel kırgınlıkları bir kenara bırakıp çocuk ekseninde buluşabilen her anne ve baba, evlilik bağını bitirse de çocuğun geleceğini koruyan o en sağlam köprüyü başarıyla inşa etmiş demektir.



YORUMLAR