GÖRÜNÜŞE MAHKÛM ÇOCUKLAR
Reklam
Tolga Turan

Tolga Turan

Uzman Aile Danışmanı Evlilik & İlişki Danışmanı

GÖRÜNÜŞE MAHKÛM ÇOCUKLAR

22 Şubat 2026 - 17:22

Bir aile ve evlilik danışmanı olarak son yıllarda en çok karşılaştığım sorunlardan biri şu: Çocuklar artık birbirlerini tanımadan önce birbirlerinin üzerindekini tanıyor.
Ayakkabının markası…
Montun yeni olup olmadığı…
Telefonun modeli…
Çantanın logosu…
Sınıflar adeta küçük vitrinlere dönüştü. Çocuklar ise o vitrinde sergilenen ürünlere…
Oysa çocukluk, insanın en doğal, en savunmasız ve en korunması gereken dönemidir. Fakat bugün birçok çocuk, henüz kim olduğunu keşfetmeden önce nasıl göründüğü üzerinden yargılanıyor.
Akran zorbalığı artık sadece fiziksel itme, kakma ya da açık tehdit değil. Çok daha sessiz, çok daha sistematik bir biçimde ilerliyor. Alaycı bir bakış. Fısıltıyla söylenen bir cümle. Toplu bir gülüş. “Bu da mı moda?” gibi küçümseyici ifadeler…
Bunlar küçük görünür. Ama bir çocuğun iç dünyasında büyük yaralar açabilir.
Ergenlik dönemi, kimliğin inşa edildiği bir süreçtir. Genç birey sürekli şu soruyu sorar: “Ben değerli miyim?”
Eğer aldığı geri bildirim; “Markan kadar varsın” mesajını içeriyorsa, o çocuk görünüşünü kimliğinin önüne koymaya başlar. Ve asıl tehlike burada başlar.
Çünkü görünüş üzerinden değer biçilen bir ortamda çocuklar ikiye ayrılır:
Sahip olanlar ve olmayanlar.
Sahip olanlar üstünlük hissi geliştirir.
Olmayanlar yetersizlik hissi…
Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değildir; psikolojik bir kırılmadır.
Danışan gençlerde sık gördüğüm tablo şudur: Okula gitmek istememe, içe kapanma, sosyal ortamlardan kaçınma, özgüven düşüşü ve yoğun kıyas duygusu. Bazı çocuklar ise incinmemek için sertleşir. Kendisiyle dalga geçilmeden önce başkasıyla dalga geçmeyi öğrenir. Böylece zorbalık bir savunma mekanizmasına dönüşür ve döngü devam eder.
Burada sormamız gereken asıl soru şu: Çocuklar bunu nereden öğreniyor?
Evde dış görünüş üzerinden yapılan yorumlar…
“Şuna bak nasıl giyinmiş.”
“İnsan biraz kendine çeki düzen verir.”
“Markasız şey mi alınır?”
Sosyal medyada sürekli pompalanan kusursuzluk algısı…
Reklamlarla beslenen statü dili…
Çocuklar bu kültürün içinde büyüyor. Ve doğal olarak insanı değil, etiketi görmeyi öğreniyor.
Oysa eğitim sadece akademik başarı değildir. Eğitim aynı zamanda değer aktarımıdır. Empatiyi öğretmeyen bir sistem, rekabeti öğretir. Saygıyı güçlendirmeyen bir ortam, kıyası büyütür.
Bir çocuk sabah okula giderken “Bugün üzerimle dalga geçilecek mi?” kaygısı taşıyorsa, orada yalnızca bir zorbalık değil, bir değer sorunu vardır.
Unutmayalım: Çocuklar güçlü görünmeye değil, güvende hissetmeye ihtiyaç duyar.
Ailelere düşen sorumluluk büyüktür. Çocuğa şunu öğretmeliyiz:
İnsanın değeri sahip olduklarıyla ölçülmez.
Başkalarını küçülterek büyüyemezsin.
Gerçek güç, merhamettir.
Okullara düşen sorumluluk da nettir. Akran zorbalığına karşı açık ve uygulanabilir politikalar geliştirilmelidir. Rehberlik çalışmaları sadece kriz anında değil, önleyici olarak yürütülmelidir. Empati ve duygu eğitimi sistemli biçimde verilmelidir.
Ve belki de en önemlisi, yetişkinler kendi dilini gözden geçirmelidir.
Çünkü çocuklar söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı öğrenir.
Görünüşe mahkûm edilen çocuklar, zamanla kendilerini başkalarının onayına mahkûm hissederler. Bu da yetişkinlikte sürekli kıyas, yetersizlik ve tatminsizlik duygusuna dönüşebilir.
Bir çocuğun özgüvenini inşa etmek yıllar alır.
Ama onu zedelemek birkaç alaycı cümleye bakar.
Şimdi kendimize dürüst bir soru soralım:
Çocukları insan olmaya mı hazırlıyoruz, yoksa sadece iyi görünmeye mi?
Eğer bir sınıfta marka konuşuluyor ama merhamet konuşulmuyorsa, orada eksik bir şey vardır.
Çocuklar vitrinde sergilenecek nesneler değil; değer görecek bireylerdir.
Ve onların değeri, üzerlerinde taşıdıklarıyla değil, içlerinde büyüttükleriyle ölçülmelidir.
 
 

Bu yazı 13 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum