Günlük hayatın temposu çoğu insanı aynı noktaya getiriyor: Herkes için bir şeyler yaparken kendini ihmal etmek. Sabah kalkıyorsun, gün başlıyor. Yapılması gerekenler belli. Eşin, çocukların, işin, ailen… Hepsi senden bir şey bekliyor. Sen de çoğu zaman bunları karşılıyorsun.
Ama burada net bir soru var:
Sen ne istiyorsun?
Çoğu kişi bu soruya hemen cevap veremiyor. Çünkü uzun zamandır kendine bu soruyu sormuyor. Daha doğrusu sormaya cesaret etmiyor. Çünkü cevap bazen rahatsız edici oluyor.
İnsanlar genelde “uyumlu olmak” ile “kendinden vazgeçmek” arasındaki farkı kaçırıyor. Uyum sağlamak ilişkiler için gerekli. Ama sürekli alttan almak, sürekli idare etmek, sürekli susmak sağlıklı değil. Bu, bir süre sonra birikiyor.
Ve bu birikim kendini mutlaka gösteriyor.
Bazen tahammülsüzlük olarak,
Bazen içe kapanma olarak,
Bazen de “neden bu kadar yoruldum?” sorusu olarak.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak şunu net söyleyebilirim: İnsanların büyük bir kısmı kötü ilişkiler yaşadığı için değil, kendini ifade edemediği için yoruluyor.
Sorun çoğu zaman karşı taraf değil.
Sorun, sınırların olmaması.
“Sınır koyarsam kırılırlar” düşüncesi çok yaygın. Ama gerçek şu: Sınır koymadığında zaten sen kırılıyorsun. Üstelik bu kırılma tek seferlik olmuyor, sürekli tekrarlanıyor.
Şunu kabul etmek gerekiyor:
Herkesi memnun ederek sağlıklı bir hayat kurulmaz.
Kısa vadede sorun çıkmıyor gibi görünür. Ama uzun vadede bu durum seni silikleştirir. Ne hissettiğini, ne istediğini, neye ihtiyacın olduğunu fark etmemeye başlarsın. Hayat devam eder ama sen o hayatın içinde aktif değilsindir.
Bir noktadan sonra şu cümle ortaya çıkar:
“Ben ne ara bu hale geldim?”
Cevap basit aslında:
Küçük küçük vazgeçişlerle.
Her “boş ver” dediğinde,
Her “şimdi sırası değil” dediğinde,
Her kendini geri plana attığında…
Bunların hepsi birikir.
Ama aynı şekilde toparlamak da mümkün.
Bunun için büyük değişiklikler yapmana gerek yok. Her şeyi bir anda düzeltmeye çalışmak zaten işe yaramaz. Asıl işe yarayan şey, küçük ama net adımlar atmaktır.
Mesela gerçekten istemediğin bir şeye “hayır” demek.
Bir konuda fikrini açıkça söylemek.
Kendine ait bir zamanı korumak.
Bunlar basit görünüyor ama etkisi büyük.
Çünkü bu davranışlar şunu gösterir:
“Ben de varım.”
İşin ilginç tarafı şu: Sen kendini ciddiye almaya başladığında, çevrendeki insanlar da seni daha ciddiye alır. Sürekli uyum sağlayan, hiç itiraz etmeyen biri olduğunda insanlar buna alışır. Ama sınır koyduğunda denge değişir.
Bu kötü bir şey değil.
Bu olması gereken.
Sağlıklı bir ilişkide iki taraf da vardır. Tek tarafın sürekli fedakârlık yaptığı bir yapı uzun süre yürümez. Yürüyormuş gibi görünür ama içten içe yıpratır.
Bu yüzden kendine şu soruyu sormayı erteleme:
“Ben bu hayatın neresindeyim?”
Cevap hemen gelmeyebilir. Ama önemli olan o soruyu sormaya başlaman.
Çünkü gerçek değişim fark etmekle başlar.
Hayat kısa.
Ve kimse senin yerine senin hayatını yaşamaz.





YORUMLAR