(Yüz yüze konuşamayan çiftler)
Aynı evdeler. Aynı masada oturuyor, aynı yatağa giriyorlar. Ama konuşmaları çoğu zaman ekranda bitiyor. “Akşam geç geliyorum”, “Çocukları sen al”, “Unutma” gibi kısa mesajlarla yürüyen bir evlilik bu. İş görüyor mu? Evet. İyi geliyor mu? Çoğu zaman hayır.
Danışman odasında sıkça duyulan bir cümle var:
“Biz konuşamıyoruz ama mesajlaşabiliyoruz.”
Bu cümle bir çözüm değil, bir işaret. Yüz yüze temas zorlaştığında, çiftler kelimeleri ekrana emanet ediyor. Çünkü mesajlaşmak daha güvenli. Göz teması yok, anlık tepki yok, ses tonu yok. Yani risk az.
Mesaj, çatışmayı erteler. Ama çözmez.
Birçok evlilikte sorun bağırmak değildir; susmaktır. Yüz yüze konuşmak, duyguyu da beraberinde getirir. Oysa mesajda duygu kontrol altındadır. Silinebilir, düzenlenebilir, geciktirilebilir. Bu da özellikle kırgın, yorgun ya da incinmiş çiftler için cazip bir kaçış yoludur.
“Bunu yüzüne söyleyemem ama yazabilirim.”
Bu cümle, evlilikteki en sessiz alarmdır.
Mesajla yürüyen evliliklerde iletişim genellikle işlevseldir ama duygusal değildir. Kim alacak, kim getirecek, kim ödeyecek… Organizasyon kusursuzdur. Ama “Nasılsın?” sorusu ya hiç sorulmaz ya da cevabı gerçekten dinlenmez. Çünkü duygular ekrana sığmaz. Sığdığını zannederiz ama eksik kalır.
Bir danışman olarak şunu net söylemek gerekir:
Evlilik, lojistik bir ortaklık değildir.
Duygu olmadan, temas olmadan, bakış olmadan sürdürülebilir değildir.
Yüz yüze konuşamayan çiftler genellikle iki şeyden kaçar: Çatışma ve kırılganlık. Çünkü konuşmak yalnızca anlatmak değildir; açılmaktır. Açılmak ise savunmasız bırakır. Oysa mesaj, insanı korur. Ama aynı zamanda uzaklaştırır.
Burada sorun teknoloji değil. Sorun, teknolojinin yerine geçmesi. Mesajlaşma bir destek olabilir; ama ana iletişim biçimi hâline geldiğinde evlilikte mesafe başlar. Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşmak tam olarak böyle olur.
Şüpheyle sormak gerekir:
Gerçekten söyleyecek sözümüz mü kalmadı, yoksa yüz yüze söylemeye cesaretimiz mi?
Mesajla yürüyen evliliklerde tartışmalar da ilginçtir. Ya hiç yapılmaz ya da patlama şeklinde olur. Çünkü biriken duygu, kelimeye dökülemediğinde öfkeye dönüşür. Küçük bir mesele büyük bir kavgaya evrilir ve herkes “Bu da nereden çıktı?” diye şaşırır. Oysa çıktı; sadece uzun süredir yazılamayan cümlelerden çıktı.
Bu yazı “mesaj atmayın” demiyor. Ama şunu söylüyor:
Mesaj, konuşmanın yerine geçtiğinde evlilik zayıflar.
Ekran, yüzün yerini aldığında bağ incelir.
Bazen bir cümleyi kurmak zordur:
“İncindim.”
“Seni özledim.”
“Yalnız hissediyorum.”
Bunları yazmak kolay, söylemek zordur. Ama evlilik, zor olanı deneme cesaretiyle ayakta kalır.
Belki yeniden şunu hatırlamak gerekiyor:
Aynı evde yaşamak, iletişim kurmak değildir.
Aynı dili konuşmak, anlaşmak değildir.
Evlilik, yüz yüze kalabilme cesareti ister.
Mesajla yürüyen evlilikler ayakta durabilir. Ama yürüyen her şey, sağlıklı ilerliyor demek değildir. Bazen durup bakmak, ekrandan başını kaldırıp “Gerçekten konuşalım mı?” demek gerekir.
Çünkü bazı cümleler vardır;
Yazılmaz.
Söylenir.


YORUMLAR