YAN YANA, AMA BİRLİKTE DEĞİL
Reklam
Tolga Turan

Tolga Turan

Uzman Aile Danışmanı Evlilik & İlişki Danışmanı

YAN YANA, AMA BİRLİKTE DEĞİL

01 Şubat 2026 - 16:21

Son yıllarda aile ve evlilik üzerine yapılan tartışmalara baktığımızda ortak bir tablo ortaya çıkıyor: insanlar aynı evde yaşıyor, aynı hayatı paylaşıyor gibi görünüyor ama gerçek anlamda birlikte değiller. Fiziksel yakınlık var, duygusal ve zihinsel birliktelik ise giderek zayıflıyor. Yan yanayız, fakat birlikte değiliz.
Bu durum sadece bireysel ilişkilerle sınırlı bir mesele değil. Toplumsal bir dönüşümün aile içindeki yansımasıyla karşı karşıyayız. Aile, bir toplumun değerlerini en saf hâliyle taşıyan yapıdır. Dolayısıyla burada yaşanan değişim, ülke genelinde yaşanan bir zihinsel ve duygusal kaymanın da göstergesidir.
Geçmişte aile, “biz” duygusu etrafında şekillenen bir yapıydı. Kararlar ortak alınır, yükler paylaşılır, sorunlar birlikte göğüslenirdi. Bugün ise ilişkiler giderek daha bireysel bir zeminde ilerliyor. “Bizim için ne doğru?” sorusunun yerini, “Ben ne istiyorum?” sorusu almış durumda. Bu değişim yavaş yavaş gerçekleştiği için çoğu zaman fark edilmiyor; ancak etkileri oldukça derin.
Bireyselliğin artması başlı başına olumsuz bir durum değildir. Kişinin kendini tanıması, sınırlarını bilmesi, kendi ihtiyaçlarını ifade edebilmesi sağlıklı bir gelişmedir. Sorun, bireyselliğin ortak yaşamın önüne geçmesiyle başlıyor. Evlilik ve aile, yalnızca iki bireyin yan yana durduğu bir alan değildir; ortak sorumlulukların, paylaşılan değerlerin ve birlikte alınan kararların olduğu bir birlikteliktir.
Danışmanlık sürecinde sıkça karşılaşılan bir durum var: Taraflar kendilerini çok iyi ifade ediyor, duygularını net anlatıyor; ancak ortak noktada buluşmakta zorlanıyor. Herkes kendi açısından haklı. Fakat haklılık arttıkça, birlikte hareket etme becerisi azalıyor. Böylece ilişki, bir ortaklık olmaktan çıkıp, paralel hayatların sürdüğü bir alana dönüşüyor.
Bu noktada sorumluluk alma bilinci de zayıflıyor. Sorumluluk, “biz” duygusuyla anlam kazanır. Ortak hedefler ve ortak gelecek algısı olmadığında, sorumluluk da bireysel bir yük gibi algılanır. Bu da kaçınılmaz olarak ilişkide mesafe yaratır.
Sabır kavramı da benzer şekilde dönüşüme uğramış durumda. Sabır, geçmişte birlikte kalabilmenin, birlikte çözüm üretmenin bir parçasıyken; bugün çoğu zaman gereksiz bir yük gibi görülüyor. Oysa sabır, sorunları görmezden gelmek değil, çözüm için süreçte kalabilmektir. Birlik duygusu zayıfladığında, sabır da anlamını yitiriyor.
Aynı şekilde saygı ve sözün kıymeti de bu dönüşümden etkileniyor. Ortak değerler zayıfladıkça, bireysel doğrular ön plana çıkıyor. Herkes kendi gerçeğini savunuyor, fakat ortak bir zemin oluşturmak giderek zorlaşıyor. Bu durum, iletişimde sertleşmeye ve güven duygusunda aşınmaya neden oluyor.
Bugün yaşanan tablo, aile kurumunun tamamen ortadan kalktığını göstermiyor. Aksine, aile hâlâ var; ancak içeriği değişiyor. Birlikte yaşanıyor, fakat birlikte düşünülmüyor. Kararlar aynı çatı altında alınıyor gibi görünüyor, ama ortak bir gelecek hissi her zaman hissedilmiyor. İşte “yan yana ama birlikte değil” ifadesi tam olarak bu durumu anlatıyor.
Bu noktada mesele, suçlu aramak ya da geçmişi idealize etmek değildir. Asıl mesele, içinde bulunduğumuz durumu doğru tanımlayabilmektir. Çünkü doğru tanım olmadan sağlıklı bir çözüm üretmek mümkün değildir. Aileyi ayakta tutan şey yalnızca duygular değil; paylaşılan değerler, ortak sorumluluklar ve “biz” bilincidir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Yan yana yaşamaya devam ederken, birlikte olmayı neden bu kadar zorlaştırdık?
Aile, bireyi yok eden bir yapı değildir. Tam tersine, bireyleri birlikte güçlendiren bir alandır. “Biz” duygusu yeniden hatırlanmadıkça, ilişkilerde aranan huzurun ve güvenin kalıcı olması zor görünüyor.
 
 

Bu yazı 21 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar