İki insanın yan yana gelmesi, sadece iki farklı hayat hikayesinin veya sosyal çevrenin kesişmesi demek değildir. Bu birliktelik, özünde iki ayrı psikolojik yapının, iki farklı çocukluk geçmişinin, kemikleşmiş savunma mekanizmalarının ve en önemlisi de iki ayrı sınır algısının birbiri üzerine kapanmasıdır. Günümüz dünyasında ilişkiler çoğunlukla soyut bir "uyum" ya da romantize edilmiş bir "kusursuzluk" arayışı üzerinden tanımlanmaya çalışılıyor. Kitle iletişim araçları ve popüler kültür, bizlere hatasız, çelişkisiz ve sürekli mutlu hissettiren formüller dayatıyor. Oysa bir bağın gerçek anatomisi, o pürüzsüz ilk günlerde, heyecan dolu ilk aylarda ya da kurulan büyük aidiyet cümlelerinde gizli değildir. Bir ilişkinin asıl iskeleti; ilk heyecan dalgası çekildiğinde, hayatın olağan ve bazen de sıkıcı ritmi başladığında tarafların birbirlerinin kişisel alanlarına gösterdiği saygıda, kriz anlarında takınılan savunma mekanizmalarında ve en önemlisi, yan yanayken bile kendi özgün benliğini koruyabilme becerisinde saklıdır. Sağlıklı bir birliktelik, iki yarım insanın birleşerek zar zor bir tam etmesi değil; iki tam bireyin kendi özgün sınırlarını ihlal etmeden, ortak ve korunaklı bir yaşam alanı inşa edebilmesidir.
Bugün modern ilişkilerin en büyük çıkmazı, tarafların birbirini dönüştürme ve kendi doğrularına göre yeniden dizayn etme arzusudur. Karşımızdaki insanı olduğu gibi, tüm yalınlığı ve insan olma defolarıyla kabul etmek yerine, zihnimizdeki o ideal şablona uydurmaya çalıştığımızda, bağın o organik ve yaşayan yapısını zedelemeye başlarız. Bu durum, partnerin alanına sinsice sızan bir tür kimlik istilasına dönüşür. Gerçek bir yakınlık, diğerinin eksiklerini ya da bizden farklı olan yönlerini birer kusur olarak değil, onun bireysel varoluşunun bir parçası olarak görebilmekle başlar. Mesafe yönetimi tam da bu noktada hayati bir önem taşır. Birbirinin içinde tamamen erimek, kendi hobilerinden, arkadaşlarından ve dünya görüşünden vazgeçerek kimliğini kaybetmek bir ilişkiyi ne kadar köreltiyorsa; araya aşılmaz duvarlar örmek, şeffaflıktan kaçmak ve sürekli mesafeli durmak da o ilişkiyi o kadar işlevsiz hale getirir. Asıl ustalık, hem birbirine güvenle yaslanabilecek kadar yakın, hem de bağımsız hareket edebilecek kadar özgür kalabilmektedir. Psikolojide sıkça karşılaştığımız, bir tarafın kaygıyla bağı sürekli sıkıştırması ve kontrol etmeye çalışması, diğer tarafın ise kaçınarak uzaklaşması ve sessizliğe gömülmesi, anatominin dengesini bozan en temel döngüdür.
Duygusal alışveriş dengesi, bu anatominin en hassas ve kırılgan dengesidir. İlişkilerde görünmez bir adalet terazisi vardır. Bir tarafın sürekli olarak duygusal kaynaklarını tükettiği, anlayış, şefkat, sabır ve fedakarlık kredisini sonuna kadar harcadığı; diğer tarafın ise bu emeği sadece kendisine sunulmuş doğal bir hak olarak gördüğü bir yapı uzun süre ayakta kalamaz. Zamanla o görünmez terazi bozulur, dengesizlik yerini kronik bir yorgunluğa bırakır ve ilişkide sessiz, derinden ilerleyen bir kırgınlık birikir. Oysa sağlam bir bağın özü, tarafların birbirinin hayat enerjisini eksiltmesi, birbirini bir tüketim nesnesi gibi kullanması değil; birbirinin yaşam alanını çoğaltması ve büyütmesidir. Birlikte büyük adımlar atmak, sosyal olarak parlamak kadar, ortak bir sessizliği tek bir huzursuzluk duymadan paylaşabilmek de o bağın ne kadar güçlü ve demlenmiş olduğunun en net kanıtıdır.
Hayatın, iş koşturmacasının ve toplumsal rollerin karmaşası içinde ilişkilerimize dışarıdan bir gözle, analitik bir sakinlikle bakabilmek hayati bir önem taşır. Kurduğumuz bağlar bizi özgürleştirip ruhumuzu besleyip beslemediğini, yoksa bizi daraltıp kendi gerçeğimizden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığını sorgulamak, doğru yönü bulmanın ilk adımıdır. Unutmayın; bir ilişkiyi yaşanır, sürdürülebilir ve anlamlı kılan şey fırtınalı başlangıçlar veya vaatler değil, o süreçlerin ardından geriye kalan güvenli limandır. Hayat sahnesinde kimseyi kendi kalıplarımıza göre değiştirmeye çalışmadan, kendi sınırlarınızı da kimseye çiğnetmeden, yan yana yürüyebilmenin getirdiği o yalın huzur en büyük insani kazanımdır. Bağlarımıza hak ettiği o özeni, mesafeyi ve nesnel bakışı göstermek, hem kendi ruh sağlığımızın hem de sağlıklı bir geleceğin en güçlü temelidir.



YORUMLAR