Seni seninle tanıştırsam seni de seninle... Birbirinize çok benziyorsunuz ama bilmiyorsunuz. Bilemezsiniz çünkü birbirinizi tanımıyorsunuz. Ben ikinizi birden tanıdım ayrı zamanlarda. 'Aaa' dedim, 'X Y’ye ne kadar da benziyor böyle.' Ben ikinizi de tanımadım da tanıyormuş gibi yaptım aslında. Vitrinlerin, filtrelerin ve kusursuz görünme çabalarının ardına saklandığımız şu modern çağda, hangimiz gerçekten "tek bir" kendimiziz ki? Toplumun bizden beklediği roller ile ruhumuzun derinliklerinde yankılanan o fısıltı hiçbir zaman birbirini tutmuyor. Dışarıya karşı ördüğümüz o güçlü duvarların arkasında, aslında kendimizin bile yabancısı olduğu bir başka insan saklı. Dünya bizi alkışlarken ya da eleştirirken sadece dışarıdaki o sureti görüyor; biz ise içimizdeki o iki farklı insanı yan yana getirmeye bile cesaret edemeden, bu hayatı bir illüzyon gibi yaşıyoruz.
Aslında hepimiz aynı hamurdan yoğrulmuşuz; zaaflarımız, korkularımız, kendimizle kavgalarımız o kadar evrensel ki... Dışarıdan bakınca o çok düşünen haliniz, kararsızlığınız mesela, o kadar tanıdık ki bana. Önce büyük bir iddiayla karar verip sonra sessizce yaptığınız o U dönüşünüz... Kendinizi korumak isterken tam tersine, hatalara dört nala yürüyüşünüz ve nihayetinde o çocuksu, kırgın halinizle kendinize küsüşünüz. Sizi birkaç dakikada bu kadar iyi tanıyor olmam, benim bir mucizem değil aslında; insanın zamansız ve mekansız o değişmeyen doğasının bir sonucu. Yine de bu durum bir parça haksızlık gibi geliyor kulağa. İnsan bazen yıllarca tanıyorum zannettiklerini hiç tanıyamıyormuş . Bazen bir ömür yetmez bir insanı çözmeye; bazen de tek bir an, bir insanın tüm kalbini ele vermesi için kafidir.
Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerin toplamıysa eğer, benim payıma düşen de bu işte. Var böyle yaşadığım şeyler, hayatıma şok gibi düşenler... Ve ne yaparsam yapayım, hayatıma zamk gibi yapışıp bir türlü gitmeyenler bir de... Mantığımın sesini dinleyip kapıdan kovduğum ne varsa, bakıyorum ki yine kalbimin bacasında tüterek geri gelmiş. Allah’ım, senin imtihanından sual olunmaz elbette; her imtihan bir durak, her kırgınlık bir ayna aslında. Dönüp aynaya baktığımda soruyorum kendime: Sahi, ben kendimi tanıyor muyum? Onu bunu bilmem de, ben en çok kalbimi tanıyorum. Ve maalesef, aramız kanlı bıçaklıyken bile içindeki o amansız iyilikten vazgeçmiyor bu kalp. Ne onunla tam olabiliyoruz ne de ondan vazgeçebiliyoruz. Galiba hayat da tam olarak bu çelişkinin tam ortasında saklı.


