Biri yağmuru çaldı. Götürdü uzayın en derin boşluğuna. Orası neresi diye yalvarırım sorma. Biri düştü peşine. Güzel bir uzay roketi seçti kendine, rengi mavi suyun gökten ödünç aldığı. Biri uçtu içinde, dosdoğru ufuk çizgisine. Biri geçti çizgiyi, biri karanlığı aştı. Dünyanın üzerinden gri bulutlar çekildiğinden beri, hepimiz o meçhul hırsızın ve peşinden giden o cesur ruhun hikayesini fısıldıyoruz birbirimize. Kuruyan toprakların, çatlayan dudakların ve rengini yitiren nehirlerin ortasında, şimdi gözlerimiz sonsuz karanlığa dikilmiş, gökten ödünç alınan o mavi roketin geri dönüşünü bekliyoruz; çünkü biliyoruz ki, çalınan sadece yağmur değil, yaşamın ta kendisiydi.
Aradı yağmuru çünkü suydu aşkın kaynağı. Biri kapıldı kim bilir hangi simülasyondaki kara deliğe. Biri düştü paralel evrene. Alışılmış şeylerin dışında alışılmadık hayatlar serüveniydi orası. Tanımadık yüzler belki de. Bakmak yerine bakmadığı, koşmak yerine koşmadığı, sevmek yerine sevmediği... İşte bu kuralsız kozmosun içinde, bildiğimiz tüm gerçeklikler anlamını yitiriyordu. Doğru ile yanlışın, varlık ile yokluğun yer değiştirdiği bu yeni boyutta, o mavi roketin pilotu sadece kaybolan bir doğa olayını değil, insanlığın unuttuğu en saf duyguyu arıyordu. Her adımda kendi yansımasının hiç seçmediği ihtimallerle yüzleşiyor, "yaşanmamış" hayatların ağırlığı altında eziliyordu. Çünkü o paralel evren, aslında yapmadığımız tercihlerin, yarıda bıraktığımız koşuların ve esirgediğimiz sevgilerin birer gölgesi gibiydi; girdabına kapıldığı simülasyon ise insanı en çok kendi pişmanlıklarıyla sınıyordu.
Biri yağmur oldu bulutları umursamadan. Biri yedi bulutları ham ham ham. Biri güneşe ağladı üzülmesin diye. Biri güneş oldu yanmayı en çok… En çok da sevmeyi göze alarak. Nihayetinde bu sonsuz kozmik kovalamaca, usulca kendi dinginliğine kavuştu. Ne o simülasyonun dipsiz kara delikleri ne de paralel evrenlerin yabancı yüzleri, köklerimizdeki o büyük arzuyu söküp alabildi. Dünyadan çalınan o ilk damla, uzayın derinliklerinde yeniden doğuşun ve fedakarlığın simgesine dönüştü. Şimdi başımızı göğe her kaldırdığımızda biliyoruz ki; gökyüzü bulutlarını yiyenlere inat yeniden ağlayacak, güneş başkaları üşümesin diye kendini yakmaya devam edecek ve o mavi roket, ardında bıraktığı sonsuz yaşam döngüsüyle kalbimizin en derin serüveni olarak kalacak.



