Hayatın en önemli anları, çoğu zaman büyük gürültülerle yaşanmaz.
Ne bir perde açılır, ne bir müzik başlar, ne de bize "Bu anı iyi hatırla." diyen görünmez bir ses olur. Oysa geriye dönüp baktığımızda ömrümüzü değiştiren anların büyük kısmı, sıradan sandığımız günlerin içinde saklıdır.
Belki de bu yüzden en derin vedalar sessiz yaşanır.
İnsan vedayı hep istasyonlarda bekler.
El sallayan ellerde…
Gözyaşlarının aktığı havaalanlarında…
Kapanan tabutların ardından…
Oysa hayat, vedalarını çoğu zaman böyle hazırlamaz.
Bir akşam ailece oturulan sofrada edilen sıradan bir sohbet, farkında olmadan son kez yaşanır.
Bir baba, çocuğunun omzuna belki son kez dokunur ama bunu bilmez.
Bir anne, "Kendine dikkat et." der; o cümlenin yıllar sonra hatırlanacak son cümle olacağını nereden bilebilir?
Bir dostla içilen çay, "Yine görüşürüz." sözüyle biter. O cümle söylenirken herkes geleceğin kendilerine ait olduğunu sanır.
Hayat ise hiçbir söz vermez.
İnsan, yarının kesin olduğuna inanmayı sever.
Bu yüzden sevgisini erteler.
Teşekkür etmeyi erteler.
Özür dilemeyi erteler.
Bir telefonu, bir ziyareti, kısa bir yürüyüşü, uzun zamandır planlanan o kahveyi…
Hep daha uygun bir güne bırakır.
Takvimin bol olduğunu düşünür.
Oysa hayatın hesabı, takvimlerden çok daha farklıdır.
Bazı günler yıllar kadar uzundur.
Bazı yıllar ise tek bir gün kadar kısa geçer.
Bir bakarsınız çocukluğunuz geride kalmıştır.
Sokağınız değişmiştir.
Komşular taşınmıştır.
Annenizin saçlarına aklar düşmüştür.
Babanızın adımları yavaşlamıştır.
Siz ise bütün bunların ne zaman olduğunu tam olarak hatırlayamazsınız.
Çünkü değişim gürültüyle gelmez.
Sessizce yerleşir hayatın içine.
Belki de en büyük yanılgımız, tekrar edeceğini sandığımız anlardır.
Bir bayram sabahının hep aynı coşkuyla geleceğini düşünürüz.
Aile sofralarının hiç dağılmayacağını…
Eski dostlukların hiç eskimeyeceğini…
Çocukların hep çocuk kalacağını…
Anne babaların hep kapıyı açacağını…
Oysa zaman, kimseye haber vermeden işini yapar.
Bir gün çocuk odası boşalır.
Bir gün aile albümüne yeni fotoğraf eklenmez.
Bir gün bayramlar eski kalabalığını kaybeder.
Bir gün telefon rehberindeki bazı isimler aranmaz olur.
Hayat bunların hiçbirini ilan etmez.
Çünkü hayat, yüksek sesle konuşmayı sevmez.
İnsan yaş aldıkça, eksilenin zaman değil; birlikte yaşanabilecek anlar olduğunu fark eder.
Gençken yılları sayarız.
Olgunlaştıkça anıları…
Çocukken büyümek isteriz.
Yetişkin olduğumuzda ise çocukluğun neden bu kadar kısa sürdüğünü düşünürüz.
Belki de hayatın en ince dersi budur.
Elimizde olan şey, uzun bir gelecek değil; içinde bulunduğumuz andır.
Bir fincan çayı paylaşabildiğimiz birkaç dakika…
Kapıda edilen kısa bir sohbet…
Annenizin anlattığı defalarca dinlediğiniz bir hikâye…
Babanızın aynı nasihati…
Çocuğunuzun elinizi tutması…
Dostunuzun içten bir kahkahası…
Bunlar ilk bakışta sıradan görünür.
Ama hayat, en büyük anlamlarını sıradan anların içine gizler.
İnsan bunu çoğu zaman geç öğrenir.
Bir gün eski bir sokağın önünden geçerken…
Bir şarkıyı yıllar sonra yeniden duyarken…
Tanıdık bir koku burnuna geldiğinde…
Ya da eski bir çekmeceyi karıştırırken…
Bir an durur.
Ve anlar ki özlediği şey yalnızca insanlar değildir.
Özlediği, onlarla birlikte yaşadığı zamandır.
Belki bu yüzden bazı hatıralar hiç eskimez.
Onları canlı tutan, hafızamız değil; kalbimizdir.
Kalp, zamanı saatlerle ölçmez.
Bir bakışla…
Bir dokunuşla…
Bir cümleyle…
Bir gülümsemeyle ölçer.
Hayatın bize öğrettiği en değerli şeylerden biri de budur.
Sevgi, söylenmediğinde eksilir.
Minnet, dile getirilmediğinde ağırlaşır.
Özür, ertelendikçe zorlaşır.
Ve paylaşılmayan zaman, bir daha geri gelmez.
Belki de bu yüzden bugün, sıradan sandığımız bir gün değildir.
Belki bugün; bir dostu aramak için en doğru gündür.
Bir anneye "İyi ki varsın." demek için…
Bir babanın anlattığı aynı hikâyeyi sabırla dinlemek için…
Çocuğumuzla telefonu bir kenara bırakıp gerçekten göz göze gelmek için…
Bir komşunun kapısını çalmak için…
Bir kırgınlığı büyütmek yerine küçültmek için…
Henüz geç olmadan…
Çünkü hayat, bize neyin son olduğunu önceden söylemez.
Bütün vedalar, önce sıradan bir gün gibi başlar.
Sonra yıllar geçer.
Ve insan geriye dönüp baktığında, aslında en önemli anların büyük törenlerle değil; fark edilmeden yaşandığını anlar.
Belki de bu yüzden hayatın en derin vedaları, gözyaşıyla değil, sessizlikle yazılır.
Ve belki de bize düşen tek şey, vedaların ne zaman geleceğini beklemek değil; bugün yanımızda olan insanların kıymetini, onlar hâlâ hayatımızdayken bilmektir.
Çünkü bazı kapılar usulca kapanır.
Bazı cümleler fark edilmeden son kez söylenir.
Bazı gülüşler hafızamızda sonsuza kadar kalır.
Ve en unutulmaz vedalar…
Sessiz yaşanır.



YORUMLAR